Ayna Yayinevi
Ana Sayfa  |  Kitaplar  |  Yeni Çıkanlar  |  Çok Satanlar  |   Yazılar  |  Site Haritası  |  İletişim
 
Bir deger girmelisiniz !

Yeni Çıkanlar
 
Tanrıça'nın Sihri ve Gü..
Kadîm Pythagoras Kardeş..
Yahûdî Mistisizmi’ne Gi..
Kadîm Viking İrfânı..
Tanrıça Gizemleri..
Yeni Binyılın Toltekler..
Toltek Yolu İle Duygusa..
Yıldızların Şarkısı..
Kadîm Bilgelik..
Aşk, Bekârlık Yemîni ve..
 

Çok Satanlar
 

Kadîm Viking İrfânı..

Tanrıça Gizemleri..
Yeni Binyılın Toltekle..
Toltek Yolu İle Duygus..
Yıldızların Şarkısı..
Kadîm Bilgelik..
İsa ve Kayıp Tanrıça..
Kabballah..
Aydınlanma Nedir?..
Özgürlük Üzerine..

Yazılar
 

Gerçek Dünyâda Şamanla..
Hâlen Varlığını Sürdü..
Jung Mistisizmi’ne Gir..
Kabbalah Bilgeliği..
Kitty Ferguson ve Pyth..
Kutsal Metinlerde “Tan..
Timothy FREKE ve Peter..
Yüzüklerin Efendisi ve..
Zulu Şaman..


Kitty Ferguson ve Pythagorean Fikirler

Kadîm Pythagoras Kardeşliği - Cengiz Erengil - Ahmet Y. Özbilen

Kadim Pythagoras Kardeşliği

Kitty Ferguson’un, “Kadîm Pythagoras Kardeşliği” (Ayna Yayınevi, 2012) (“Pythagoras: His Lives and The Legacy of a Rational Universe”) adlı kitâbı, bize Pythagorean Fikirlerin biyografisiniserimliyor ve sonraki yüzyılların Avrupa kültürü veüniversiteleri üzerindeki etkilerini bize sunuyor. Kitty Ferguson

Kitty Ferguson’a göre:

“Klasik Edebiyâtın yeniden keşfinin temelini teşkîl eden çalışmâ onuncu yüzyılda, Hıristiyan şövalyeleri zamanla bugünkü İspanya’yı ve Portekiz’i, bölgeyi üç yüz yıldan fazla bir süredir yöneten Müslümanlardan geri almağa başladıkça gerçekleşmişti. İberya yarımadasındaki kültür, Dünyâ’daki en yüksek kültürlerden biriydi ve hem Yahûdî hem de Müslüman kültürünün en parlak olduğu yerdi. Hıristiyan Avrupa’daki nüfûs—şövalyelerden bu nüfûstan geliyordu—bütün olarak çok daha kaba, daha az medenî ve daha az okur yazardı ve durum, yüzyıllar önce Yunanlıları fetheden Romalılarınkine benziyordu. Bu yeni “fetih” son derece yavaştı ve bu da, üç farklı inanç ve kültür kayda değer şekilde birbirine karışsın diye zaman tanıdı. Sonunda, 1492 yılında Hıristiyanlar, Müslümanları İspanya’dan çıkaracaktı, ancak bundan yüzyıllar öncesinden başlayarak oraya gelen Hıristiyanlar kendilerini, uzun süre önce oraya yerleşmiş, entelektüel olarak kendine güvenen, son derece uygar bir Müslüman ve Yahûdî toplumunun huzûrunda bulacak ve onunla kaynaşacaktı.

Şövalyelere eşlik eden ya da onları izleyen rûhban sınıfı, şehirlerin güzelliği karşısında, mimârîyi, bahçeleri, azınlık topluluklarının huzûr içinde bir arada yaşayışını ve öğrenimlilerin tartışı seviyesini ve bilgisini görünce hayretler içinde kalmıştı—ama en çok da, Cordoba’daki, Toledo’daki, Segovia’daki ve Lisbon’daki kütüphâneler etkilenmişlerdi. Latin Avrupa’daki herhangi bir rûhbanın hatırlayabildiği kadarıyla, eskilerin kayıp bilgilerini içeren paha biçilmez metinlerin kitapların, hâlâ Müslüman ülkelerde bir yerlerde var olduğuna dâir söylentiler vardı. Bu eski söylentiler, rüyâlarının bile göremeyecekleri kadar doğru çıkmıştı. Müslümanların yedinci yüzyılda eski Roma İmparatorluğu’nun çoğunu ele geçirişlerinden önce Hıristiyan kitaplıklarından olduğu söylenen efsânevî malzeme, işte burada, İspanya’daydı—çoğu Arapça’ya tercüme edilmişti. O zamandan beri, Müslüman ve Yahûdî çevirmenler ve âlimler, bu eserleri bir hazîne gibi korumuştu.

1100 yılına gelindiğinde, Toledo ve Lizbon Hıristiyanların kontrolündeydi. Toledo Başpiskoposu Raymund, âlimler zümresinin kaymak tabakasını, eski metinlerden oluşan geniş bir koleksiyonu Lantince’ye tercüme etmeğe dâvet etti. İlk çevirmenler, Hıristiyan, Yahûdî ve Müslüman dînlerinin İspanya’da yaşamakta olan temsîlcileriydi, ama kısa süre sonra, her yerden gelen âlimler onlara katıldılar; Latin Avrupa ve İngiltere’den gelen Hıristiyan rûhbanlar, Yahûdîler ve Müslümanlar, Latin, Yunan ve Slav âlimler, hiçbir sansür olmadan, hiçbir kitabı yasaklamadan, pagan kelimelere hiçbir şekilde Hıristiyancı yorumlar kazandırmadan çalışmağa başladılar. Bâzı çevirmenler sâdece iki değil, daha çok dil bilen insanlardı. İngiltere’den gelmiş olan Michael Scot biraz Arapça biliyor ve akıcı derecede Latince, Yunanca, İbrânîce, Süryânîce, Keldanice ve diğer birkaç dil daha konuşabiliyordu. Hem Latince’de hem de Arapça’da uzmanlaşmış yeteri sayıda insan bulunamayınca, ortak bir dilleri olan iki çevirmen birlikte çalışıyordu. Bu çaba, yıllarca sürdü. Özellikle verimli bir çevirmen olan Cremonalı Gerard, Ptolemaios’un Büyük Bileşim’i (Almagest) ve Öklid’in Elementler’i de dâhil, yetmiş veyâ seksen kitap çevirdi.19

Sicilya’da, Palermo’da da benzer bir çalışmâ, Normandiyalı Kral Roger’nin hamiliğinde yürütülüyordu. Doğu hükümdârlarına yaraşır bolluğa sâhip sarayıyla bilinen Roger, çevresinde entelektüeller bulundurmağı elzem görüyordu ve onlardan birkaç tânesinin de hâmîliğini yapıyor, Romalı Katolik, Bizanslı Hıristiyan, Yahûdî ve Müslümanlara eşit davranıyordu. Palermo’daki çeviri, kaynak olarak kitapların Arapça çevirileri yerine, doğrudan eski Yunanca metinlerin Latince’ye tercümesi şeklindeydi, çünkü Sicilya, Pythagoras’ın zamanında bir Yunan sömürgesi olmuştu, Roma ve Bizans dönemlerinde de Yunanca’yı korumuştu. Roger’nin heyetinde Yunanca konuşan âlimler var idî. Bir zamanlar ilk Pythagorasçı topluluklardan birinin bulunduğu ve Platon’un saray politikasına bulaşıp neredeyse hayâtından olduğu adaya yakışacak şekilde, Platon’un Meno ve Phaedo’su, Latinceye ilk çevrilen eserlerdi. Henüz bit matbaa var olmadığından, kopyacılar çevirileri çoğaltmak için uzun saatler harcıyorlardı. Yeni kitaplar yavaş yayılıyordu, ancak yüzyıllardır ilk defâ, Latin Avrupa’daki âlimler, eski Yunanca’yı okuyabiliyordu ve üniversitelerde Aristoteles, Platon’la buluşmuştu.

Temel Ortaçağ müfredâtı, Arkhytas’ın Pythagorasçı quadriviumunun ta kendisi hâline geldi ve öğrenciler, Platon’un önerdiği gibi diyalektikte de uzmanlaşıyordu. Ancak Aristoteles’in eserleri üniversiteleri etkilemeğe başladığında, quadriviumdan sonra gelen bir “trivium” şeklinde, felsefî ve teolojik çalışmâların temelini oluşturdu. Quadriviumun ve triviumun birlikte ele aldığı yedi konu—aritmetik, geometri, müzik, astronomi, dil bilgisi, belâgat ve diyalektik—Yedi Yüksek İlim olarak anılmağa başladı.20

Standart aritmetik kitabı, sebatla “Pythagoras matematiği”ne bağlı kalmış olan ve kendisine bir Pythagorasçı diyen, ikinci yüzyılda yaşamış neo-Pythagorasçı Nikomakhos’un eski ve alışılmış Aritmetiğe Giriş’iydi. Bu kitabın, Boethius tarafından hafifçe değiştirilmiş Latince versiyonu, yüzyıllardır Latin Avrupa’nın kütüphânelerindeydi. Şimdi ise, İspanya’daki ve Palermo’daki çeviri projeleri sâyesinde, âlimler ve öğrenciler, Boethius’un yeniden yazdığı kısımlardan kurtulup, Nikomakhos’u orijinalinden yapılmış tercümelerden okuyabiliyorlardı. Her iki versiyonda da—altıncı yüzyıldan gelen Boethius’un De Institutione Arithmetic’inde veyâ Nikomakhos’un ikinci yüzyıldan gelen orijinal eseri Aritmetiğe Giriş’inde—herhangi bir aritmetikle karşılaşmadan önce, Pythagoras ile karşılaşılıyordu, çünkü açılış pasajları onu övüyordu. Böylece Ortaçağ’da öğrenciler, aritmetiklerini neo-Pythagorasçı bir şekilde öğreniyor ve bunun da tek öğrenim şekli olduğunu düşünüyorlardı; hemen bütünüyle bu tek kitap sâyesinde, doğanın ve evrenin sırlarını çözmek için sayıların gücüne duyulan Pythagorasçı inanç, Orta Çağ’a ve ötesine aktarıldı. Bu son derece önemli bir düşünce aktarımıydı. Pythagoras’ın, Yunan matematiğini yaratan kişi şeklindeki imajı, değişmez şekilde yerleşmişti.”

John Travaler, Kitty Ferguson’un Pythagoraskonulu kitâbı üzerine yazdığı makalesinde, bu kitâbın okurlara göre hazırlanan listelerde üst sırada olacak kadar değerli bulduğunu ifâde etmektedir.

“Birçok insân Pythagoras adını ilk defâ duyduğunda, okulda geometri sınıfında öğrendiği Pythagoras Teoremi’ni hatırlar ve onun adını bu teorem ile özdeşleştirir. Kitty Ferguson’un Pythagoras konulu bu kitâbını okuyanlar, Pythagorean algılar ile ilgili bütünüyle yeni kavramlar bulacaktır. Yazarın bu konulara vâkıf bir öğretim üyesi oluşu, okurun dünyâsını genişletecektir.

Bütün zamânların en etkili kişisi kimdir? Bu soruya cevâp olarak yazılacak en az yüz ad vardır. Birçok insân Îsâ Mesih, Muhammed veyâ Konfüçyus diyecektir. Bana göre bu adlardan en az ikisi Pythagoras’tan etkilenmiştir. Çağdaş dünyâmızın paradigmalarını düşündüğümüzde, entelektüel temellerimizin özünü oluşturan Pythagorean düşüncelere ne kadar çok şey borçlu olduğumuzu görürüz. Kadîm Greklere ve özellikle Pythagorean çalışmâlara çok şey borçluyuz. Bu borçluluk sâdece birkaç matematik kavramından ibâret değil. Günümüzde kullandığımız sözcüklerin çoğunun kökleri Kadîm Grek kelimelerine dayanmaktadır. Entelektüel kurumlarımızın temeli Platon’un Akademisi’dir. Platon’un Akademisi, bugün kullandığımız seküler ve dînsel kavramları üreten bir felsefî fabrikadır. Bu kavramlardan oluşan halının dokusunda Pythagorean iplikler vardır.

Pythagorean bakış açısından baktığımızda, müzik elementi kozmos’u bir arada tutan yapışkandır. Yerçekimi kanûnunu kapsar. Kepler’in ve Newton’un kavramlarını önceler. Kitty Ferguson’un deyişi ile, tutarlı armoniler içeren melodik temalar, okurların zihninde entelektüel aydınlanış kıvılcımlarını uyandırabilir. Pythagoreanlar kadîm dönemlerin aydınlanmış insânlarının hakikî ya da sâhici portreleridir.

Bu kitâbın son sayfasını okuyup kapağını kapattıktan sonra zihnimi kaplayan tek soru şu oldu: Bu kitâptan bir tâne alasınız diye profesyonel kitâpçıda hangi bölüm’e yönlendirmek doğru olur? Târih Bölümü’ne mi, Bilim Bölümü’ne mi, Felsefe Bölümü’ne mi, Dîn Bölümü’ne mi veyâ Müzik Bölümü’ne mi yönlendirmek durumundayım? Ben, kendi okuduğum kitâbı Amazon.com’dan aldım, dolayısıyla gerçekten bu sorunun cevâbını bilmiyorum. Fakat size şunu söyleyebilirim ki, bu kitap yukarıdaki bölümlerden hangisinin rafına konulursa konulsun oraya yakışacaktır.”  

Ziyaüddîn Sardar, Kitty Ferguson’un Pythagoras ile ilgili bu kitâbında, bize, Pythagoras’ın yaşamını değil, Pythagoras’ın fikirlerinin bir biyografisini sunmaktadır. Ferguson’un bu kitâbını okurken, Aristo ve Platon’un hikâye ve masal yazımını nasıl geliştirdiklerini görüyoruz ve Orta Çağı nasıl etkilediklerini görüyoruz. Pythagorean fikirlerin Kepler’i, Newton’u, Bertrand Russell’ı ve Arthur Koesler’i nasıl etkilediğini görüyoruz.

Ferguson’a göre Pythagoras’ın en büyük başarısı, evrenin rasyonel olduğu ve evren üzerine sayılarla çalışılabileceği fikridir.

‘SİBYL’LER ve PYTHAGORAS KARDEŞLİĞİ

Kadîm dönemlerde Prophetess denilen kadın kâhinler, cezbe ve esriyiş ânlarında kehânette bulunurlardı. Onlarla ilgili mitler ve efsâneler bize mağaralarda, nehir kenarlarında, deniz kenarlarında yaşadıklarını yazmaktadır. Kadîm dünyâda Sibyl adı bir kadın kâhinler kategorisini belirtiyordu. Erken dönem grek yazılarında Anadolu’da ya da Asia Minor’da yaşayan bir ve tek Sibyl’dan söz ediliyordu. Troy şehrinin yakınındaki Erythrae yerleşim bölgesinde yaşayan bu kadın kâhin, Erythraean Sibyl olarak anılıyordu. Eski Ahid’deki bâzı Peygamberler ile bâzı Sibyllar arasında şöyle bağlantılar kurulmaktadır: Libyan Sibyl Jeremiah ile, Persian Sibyl Daniel ile, Cuanaean Sibyl Ezekial ile, Delpiec Sibyl Joel ile, Eritraen Sibyl İsaiah ile ilişkilendirilmektedir.

Pythagoras dînsel ve mistik çalışmâların matematiğe, müzik kuramına ve astronomiye önemli katkılar sağladığı bir Felsefe Okulu kurmuştu. Pythagoras’ın hayâtı sırlarla doluydu. Pythagoras etik doktrinlerinin önemli bir kısmını Themistoclea’dan almıştı. Themistoclea, Delphi Tapınağı’nda bir râhibeydi. Pythagoras, öğrettiği etik doktrinlerin çoğunu ondan almıştı.

Kadîm dönemlerdeki bâzı Topluluklar ile ilgili mitler ve efsâneler, bize, o dönemlerde bâzı kadınlara Tanrıça’nın enkarnasyonları olarak saygı duyulduğunu göstermektedir. Bu kadınlar, erken dönem felsefe çalışmâlarının (philosophia) aktif katılımcılarıydı. Bu kadınlara iyi bir örnek Pythagoras’ın karısı Theano’dur. Theano, orijinal Pythagorean kültünün bir üyesiydi. Theano ‘Sibyl’lerden birinin öğretisinden etkilenmişti. Theano’ya âit olan bir dokümanda kendisi evlilik, seks, kadınlar ve etik konuları üzerine görüşleri tartışmaktadır. Pythagoras’ın ölümünden sonra iki oğlu ile birlikte Theano Pythagoraen Okul’un yöneticiliğini yapmıştır.

Bertrand Russel’ın bir toplantıda Pythagoras üzerine şu sözü söylediği anlatılır: “Pythagoras, Philosophia Cenneti’nde yaşayan bir yılan (serpent) idî.” Russel’ın bu ifâdesi birçok düzeydeki İrfân Öğretileri’ne göndermeler yapmaktadır.

Pythagoras’ın öğrencilerine ölümden sonra nefsin Hades’e gittiğini öğrettiği söylenir ve bu öğreti Pythagoras Kardeşliği’nin temelidir.

J.Krishnamurti
 

J.K.'nın yaşam öyküsüne, fotoğraflarına, günlüğünden alıntılara, kısa video kayıtlarına ulaşabileceğiniz J.K. köşesi...

 

 


Leylek Kitap


Copyright © Ayna Yayınevi 2011


Cağaloğlu Yokuşu Edes Han No:40 K:2 Cağaloğlu - İSTANBUL
Telefon: 0 212 513 80 19 - Faks: 0 212 513 81 09



designed by denizdemirdöven 
Deniz Demirdöven