Ayna Yayinevi
Ana Sayfa  |  Kitaplar  |  Yeni Çıkanlar  |  Çok Satanlar  |   Yazılar  |  Site Haritası  |  İletişim
 
Bir deger girmelisiniz !

Yeni Çıkanlar
 
Tanrıça'nın Sihri ve Gü..
Kadîm Pythagoras Kardeş..
Yahûdî Mistisizmi’ne Gi..
Kadîm Viking İrfânı..
Tanrıça Gizemleri..
Yeni Binyılın Toltekler..
Toltek Yolu İle Duygusa..
Yıldızların Şarkısı..
Kadîm Bilgelik..
Aşk, Bekârlık Yemîni ve..
 

Çok Satanlar
 

Kadîm Viking İrfânı..

Tanrıça Gizemleri..
Yeni Binyılın Toltekle..
Toltek Yolu İle Duygus..
Yıldızların Şarkısı..
Kadîm Bilgelik..
İsa ve Kayıp Tanrıça..
Kabballah..
Aydınlanma Nedir?..
Özgürlük Üzerine..

Yazılar
 

Gerçek Dünyâda Şamanla..
Hâlen Varlığını Sürdü..
Jung Mistisizmi’ne Gir..
Kabbalah Bilgeliği..
Kitty Ferguson ve Pyth..
Kutsal Metinlerde “Tan..
Timothy FREKE ve Peter..
Yüzüklerin Efendisi ve..
Zulu Şaman..


Ebedi Felsefe

Aydınlanma nedir? - Aldous HUXLEY

Philosophia Perennis deyimi Leibniz'in buluşudur, ama konu, başlangıcı anımsanamayacak kadar eski ve evrenseldir: şeyler, canlılar ve zihinler dünyası için tözsel bir tanrısal Gerçekliği kabul eden metafizik; ruhta tanrısal Gerçekliğe benzer, hatta onunla özdeş bir şey bulan psikoloji; insanın sonsal ereğini tüm varlığın içkin ve aşkın Temelinin bilgisinde gören ahlak. Ebedi felsefenin temelleri dünyanın her bölgesindeki ilkel insanların geleneksel kültüründe bulunabilir, tam gelişkin biçimlerinin ise daha gelişmiş dinlerin her birinde yeri vardır. Tüm önceki ve sonraki tanrıbilimlerdeki bu En Yüksek Ortak Etmenin bir türü ilk kez ikibin beşyüz yıldan daha uzun zaman önce yazıya geçirilmiş, o zamandan beri bu bitmez tükenmez tema her dinsel geleneğin duruş noktasından ve Asya ile Avrupa'nın tüm belli başlı dillerinde yeniden yeniden ele alınmıştır. . . .

Bilgi varlığın bir işlevidir. Bilenin varlığında bir değişim olduğu zaman, bilmenin doğasında ve niceliğinde de bir değişim söz konusudur. Örneğin, bir çocuğun varlığı büyümeyle ve eğitimle bir yetişkinin varlığına dönüşür; bilme şeklinde ve bilinen şeylerin niceliği ve niteliğinde devrimsel bir değişim bu dönüşümün sonuçları arasındadır. Birey büyüdükçe, bilgisi daha kavramsal ve biçimsel olarak dizgeli olur; olgusal, yararcı içeriği olağanüstü ölçüde artar. Ama bu kazanımların karşısında dolaysız kavrayışın niteliğinde belli bir bozulma, sezgisel gücün körelmesi ve yitimi bulunur. Ya da bilim adamının aletleri aracılığıyla kendi varlığında mekanik olarak başlatabildiği değişimi düşünelim. Bir tayf gösterici ve altmış inçlik yansıtıcı ile donanmış bir gökbilimci, görme gücü düşünülecek olursa, insanüstü bir yaratık halini alır; doğallıkla umabileceğimiz gibi, bu insanüstü yaratık tarafından elde edilen bilgi değişikliğe uğramamış, salt insan gözleri taşıyan bir yıldız gözlemcisi tarafından kazanılabilecek bilgiden hem nicelik hem de nitelik açısından çok başkadır.

Ne de bilenin fizyolojik ya da zihinsel varlığındaki değişimler onun bilgisini etkileyen biricik değişimlerdir. Bildiklerimiz aynı zamanda, ahlaksal varlıklar olarak kendimizi oluşturmak üzere seçtiğimiz şeylere de bağlıdır. William James'in sözleriyle, "Uygulama, kuramsal ufkumuzu değiştirebilir ve bu iki biçimde olur: Yeni dünyalara götürebilir ve yeni güçler sağlayabilir. Olduğumuz gibi kalarak hiçbir zaman erişemeyeceğimiz bir bilgiye, ahlaksal olarak edilebilecek daha yüksek güçler ve daha yüksek bir yaşamın sonucunda erişilebilir." Daha özlü biçimde söyleyecek olursak, "Kutsanmışların kalpleri saftır, çünkü onlar Tanrıyı göreceklerdir." Aynı düşünce, bilimsel bir eğretilemeyle, Sufi şair Celaleddin Rumi tarafından dile getirilmiştir: "Tanrı sırlarının usturlabı sevgidir."

. . . Ebedi felsefenin öncelikle ilgilendiği konu; şeyler, canlılar ve zihinlerin çok yönlü dünyası için tözsel olan biricik tanrısal Gerçekliktir. Ama bu biricik Gerçekliğin doğası öyledir ki, onu doğrudan ve bir anda kavrayabilecek olanlar yalnızca kalpleri saf ve sevgi dolu, tinleri ise yoksul olan ve belli koşulları yerine getirmeyi seçmiş kişilerdir. Niçin böyle olması gerekiyor bilmiyoruz. Bu, hoşlansak da hoşlanmasak da, ne denli inanılmaz ve olanaksız görünse de, kabul etmek zorunda olduğumuz olgulardan biridir. Günlük deneyimimizdeki hiçbir şey bize suyun hidrojen ve oksijenden oluştuğunu varsaymamız için herhangi bir neden vermez; ama bununla birlikte, suyu belli işlemler altına aldığımız zaman, bileşen öğelerinin doğası açığa çıkar. Yine günlük deneyimimizdeki hiçbir şey bize ortalama duyusal insanın zihninin, çok yönlü dünya için tözsel olan Gerçekliği andıran ya da onunla özdeş bir şeyi bir bileşeni olarak içinde taşıdığını varsaymamız için hemen hemen hiçbir neden sunmaz; ama bununla birlikte, o zihin işlem altına alındığı zaman, oluşumunda en azından bir ölçüde payı olan tanrısal öğe yalnızca zihnin kendisi için değil, ama dışsal davranışa yansımaları dolayısıyla başka zihinler için de açığa çıkar. Maddenin ve potansiyellerinin içsel doğasını keşfedebilmemiz de ancak psikolojik ve ahlaksal deneyler yapmakla olanaklıdır. Ortalama duyusal yaşamın sıradan koşullarında, zihnin bu potansiyelleri saklı kalır. Eğer onları gerçekleştireceksek, deneyimin görgül olarak geçerli olduğunu gösterdiği belli koşulları yerine getirip belli kurallara uymamız gerekir.

Az sayıda profesyonel felsefeci ve edebiyatçının, doğrudan tinsel bilginin zorunlu koşullarını yerine getirme yolunda pek çok şey yaptıklarına ilişkin kanıt vardır. Şairler ya da metafizikçiler Ebedi Felsefenin konusu üzerine konuştukları zaman, bu genellikle ikinci eldir. Ama her çağda böyle dolaysız bilginin elde edilebilmesi için kaçınılmaz olan koşulları yerine getirmeyi seçen erkekler ve kadınlar olmuştur; bunların pek azı geriye kavrayabildikleri Gerçekliğe ilişkin açıklamalar bırakmış ve tek bir kapsamlı düşünce dizgesinde bu deneyimin verili olgularını kendi başka deneyimlerinin verili olgularıyla ilişkilendirmeye çalışmıştır. Ebedi Felsefenin böyle ilk el savunucularına onları tanıyanlar genellikle "aziz", "peygamber", "bilge" ya da "aydınlanmış kişi" adını vermişlerdir. . . .

**

Kim olduğumuzu bilmediğimiz, Göklerin Krallığının içimizde olduğunun farkında olmadığımız içindir ki genellikle budalaca, çoğu kez delice, kimi zaman suç içeren davranışlarda bulunuruz, bunlar bütünüyle insana özgü davranışlardır. Zaten içimizde olan, ama şimdiye dek algılanmamış iyiliği algılamakla sonsuz temelimize geri dönerek ve orada kalarak kurtulur, özgürleşir ve aydınlanırız. Platon Devlet'te, "başka her şeyden çok bilgelik erdemidir ki her zaman varolan tanrısal bir öğe içerir" dediğinde bu anlamda konuşur. Ve Theaitetos'ta, tinsel dini deneyimleyenlerce çok sık üzerinde durulan şu noktayı dile getirir: Tanrıyı ancak Tanrıya benzer olmakla bilebiliriz--ve Tanrıya benzemek kendimizi, aslında özsel doğamızı oluşturan, ama büyük ölçüde gönüllü cahilliğimizle farkına varmamayı seçtiğimiz tanrısal öğe ile özdeşleştirmemizdir.

Tanrıyı tanrısal olan aracılığıyla, Işığı ışık aracılığıyla kavrayanlar gerçeklik yolundadırlar.
FİLON

Filon, Profesör Goodenough'ın göstermiş olduğu gibi, Diaspora Yahudileri arasında, yaklaşık olarak İ.Ö. 200 ile İ.S. 100 yılları arasında gelişen Helenistik Gizem Dininin savunucusuydu. Pentatek'i (Tevrat'ın ilk beş kitabı) Platonculuk, Yeni-Pisagorculuk ve Stoacılıktan türeyen metafiziksel bir dizgenin terimlerinde yeniden yorumlayan Filon, Eski Ahit'in bütünüyle aşkınsal ve neredeyse insanbiçimci bir tarzda kişisel olan Tanrısını, Ebedi Felsefenin içkin-aşkın Saltık Zihnine dönüştürdü. Ama Filon'un öğretilerinin yayılmasının yanısıra, Hıristiyanlığın ilk başlangıçlarına ve Kudüs'teki Tapınağın yıkılmasına tanıklık eden o çok önemli yüzyılın ortodoks yazıcılarından ve Ferisilerinden bile, Yasa koruyuculardan bile, önemli gizemsel konuşmalar işitiriz. Alçakgönüllülük ile Tanrı ve insan sevgisi üzerine öğretileri kimi İncil vaazlarının daha erken, daha kaba bir çeşitlemesi gibi görünen büyük rabbi Hillel'in, Tapınağın avlusunda bir topluluğa şu sözleri söylemiş olduğu anlatılır: "Eğer buradaysam," (peygamberinin ağzından konuşmakta olan Yahova'dır) "herkes buradadır. Eğer burada değilsem, hiç kimse burada değildir."

Maşuk her şeyde her şeydir; aşık Onu ancak örter;
Maşuk yaşayan her şeydir, aşık ise ölü bir şey.

CELALEDDİN RUMİ

Ruhun içinde zamanın ve bedenin değmediği, Tinden akan, Tinde kalan, kendisi bütünüyle tinsel olan bir tin vardır. Bu ilkeye göre Tanrı gerçek 'Kendi'sinin tüm sevinç ve görkemi içinde her zaman tazedir, her zaman çiçeklidir. Kimi zaman bu ilkeye ruhun Çadırı, kimi zaman Tinsel Işık dedim, kimi zamansa onun bir Kıvılcım olduğunu söyledim. Ama şu anda diyorum ki o her şeyden çok daha yücedir, gökyüzünün yeryüzünden daha yüce oluşundan da fazla. Böylece şimdi onu daha soylu bir şekilde adlandırıyorum. . . .O tüm adlardan özgürdür ve tüm biçimlerden yoksundur. Tanrının bir ve yalın oluşu gibi, o da bir ve yalındır, ve hiçbir insan onu hiçbir biçimde göremez.
ECKHART

J.Krishnamurti
 

J.K.'nın yaşam öyküsüne, fotoğraflarına, günlüğünden alıntılara, kısa video kayıtlarına ulaşabileceğiniz J.K. köşesi...

 

 


Leylek Kitap


Copyright © Ayna Yayınevi 2011


Cağaloğlu Yokuşu Edes Han No:40 K:2 Cağaloğlu - İSTANBUL
Telefon: 0 212 513 80 19 - Faks: 0 212 513 81 09



designed by denizdemirdöven 
Deniz Demirdöven