Ayna Yayinevi
Ana Sayfa  |  Kitaplar  |  Yeni Çıkanlar  |  Çok Satanlar  |   Yazılar  |  Site Haritası  |  İletişim
 
Bir deger girmelisiniz !

Yeni Çıkanlar
 
Tanrıça'nın Sihri ve Gü..
Kadîm Pythagoras Kardeş..
Yahûdî Mistisizmi’ne Gi..
Kadîm Viking İrfânı..
Tanrıça Gizemleri..
Yeni Binyılın Toltekler..
Toltek Yolu İle Duygusa..
Yıldızların Şarkısı..
Kadîm Bilgelik..
Aşk, Bekârlık Yemîni ve..
 

Çok Satanlar
 

Kadîm Viking İrfânı..

Tanrıça Gizemleri..
Yeni Binyılın Toltekle..
Toltek Yolu İle Duygus..
Yıldızların Şarkısı..
Kadîm Bilgelik..
İsa ve Kayıp Tanrıça..
Kabballah..
Aydınlanma Nedir?..
Özgürlük Üzerine..

Yazılar
 

Gerçek Dünyâda Şamanla..
Hâlen Varlığını Sürdü..
Jung Mistisizmi’ne Gir..
Kabbalah Bilgeliği..
Kitty Ferguson ve Pyth..
Kutsal Metinlerde “Tan..
Timothy FREKE ve Peter..
Yüzüklerin Efendisi ve..
Zulu Şaman..


Bombay, 07 Mart 1948

Çatışma Üzerine - J. Krishnamurti
Soran: Savaş çıkarsa ne yapmamızı önerirsiniz?

Krishnamurti: Öneri aramak yerine sorunu birlikte incelesek nasıl olur? Çünkü öneride bulunmak çok kolaydır, sorunu çözmez. Sorunu birlikte incelersek, belki o zaman savaş çıktığında ne yapmamız gerektiğini görebiliriz. Yaptığımız doğrudan bizim olmalı, bir başkasının önerisine ya da bir yetkeye dayanan bir davranış olmamalı; bir kriz anında bu çok saçma olurdu. Kriz zamanlarında bir başkasını izlemek bizim yıkımımıza neden olur. Sonuçta savaş gibi tehlikeli zamanlarda yolun sonunda yıkım vardır, krizin belirtilerini bilirseniz, nasıl devindiğini, nasıl ortaya çıktığını görürseniz, kriz ortaya çıktığında, öneri aramadan ya da kimseyi izlemeden hemen ve doğru hareket edersiniz. Sorunuza doğrudan yanıt vermemem sorundan sakınmaya çalıştığım anlamına gelmiyor.
Sizi atlatmaya çalışmıyorum. Tam tersine, bu şaşkınlık verici yıkımla karşı karşıya kaldığımızda erdemli-'dürüst' değil-erdemli davranabileceğimizi gösteriyorum.

Şimdi, savaş çıksa ne yapardınız? Bir Hindu, Hintli, ya da Alman, ulussever, yurtsever biri olarak, elbette silaha sarılırdınız, değil mi? Çünkü propaganda, korkunç resimler ya da buna benzer şeyler aracılığıyla uyarılır, savaşmaya hazır bir duruma gelirdiniz. Yurtseverlik, ulusçuluk, ekonomik sınırlar, sözde ülke sevgisi ile koşullanmış olduğunuz için, ilk tepkiniz savaşmak olurdu. Böylece hiçbir sorununuz kalmazdı, öyle değil mi? Yalnızca savaşın nedenlerini sorgulamaya başladığınızda sorun vardır, bu sorunlar yalnızca ekonomik değildir, daha çok psişik ve ideolojiktir.

Bütün bir savaş sürecini, savaşın nasıl çıktığını sorgulamaya başladığınızda, yaptıklarınızdan doğrudan sorumlu olmanız gerekir. Çünkü savaş ancak siz bir başkasıyla ilişkinizde çatışma yarattığınızda çıkar. Sonuçta savaş bizim günlük yaşamımızın bir yansımasıdır-yalnızca daha
gösterişli ve yıkıcı bir yansıması. Günlük yaşamımızda, açgözlülüğümüz, ulusçuluğumuz, ekonomik sınırlarımız yüzünden binlerce kişiyi öldürüyor, yok ediyor, sakatlıyoruz. Dolayısıyla
savaş bizim günlük varoluşumuzun yalnızca daha gösterişli bir uzantısı; savaşın nedenini doğrudan
sorgulamaya kalkıştığınızda, gerçekte bir başkasıyla ilişkinizi sorguluyorsunuz demektir, bu da bütün varoluşunuzu, bütün yaşam biçiminizi sorguladığınız anlamına gelir.

Yüzeysel değil zekice sorgularsanız, savaş çıktığında, sorgulayışınıza ve anlayışınıza göre yanıt verirsiniz. Barışçıl biri için, şiddete karşı olma ideali nedeniyle değil gerçekten şiddetten özgür olan biri için savaşın hiçbir anlamı yoktur. Kuşkusuz bu kişi savaşa katılmaz; katılmadığı için
vurulabilir, ama sonuçlarına katlanır. En azından çatışmanın bir parçası olmaz-ama idealist olduğu için değil. İdealist, hemen eyleme geçmekten kaçınan kişidir. Şiddetin karşıtını arayan idealist biri şiddetten özgürleşemez; bütün yaşamımız çatışmaya ve şiddete dayandığı için, kendimi bugün,
şimdi anlayamazsam, yarın korkunç bir olay olduğunda nasıl doğru biçimde davranabilirim? Sahiplendiğime, ulusla, sınıfla koşullanmış biri olduğuma göre-bütün bu süreci biliyorsunuz-açgözlülükle, şiddetle koşullanmış olan ben, bir felaket karşısında nasıl açgözlülükten ve şiddetten
uzak davranabilirim? Doğal olarak şiddet gösteririm. Ayrıca, savaş olduğunda pek çok insan savaşın ödüllerinden hoşlanır: Hükümet bana bakacak, ailemi doyuracak; bu benim tekdüze yaşamımdan, ofisten, yaşamın sıkıcı işlerinden bir kopuş olacak. Dolayısıyla savaş bir kaçıştır ve çoğu insana sorumluluktan kaçmak için kolay bir yol sunar. Birçok askerin ne dediğini hiç duydunuz mu? "Tanrıya şükür. Bu iğrenç bir iş, ama en azından heyecan verici." Savaş aynı zamanda suç işleme içgüdülerimizin açığa çıkmasını sağlar. Günlük yaşamımızda, iş dünyamızda, ilişkilerimizde hep suç işleriz; ama bunlar görünmez, çok iyi saklanmıştır, dürüstlük örtüsünün altına gizlenmiştir, yasal açıdan kabul görür; savaş bizim bu ikiyüzlülükten kurtulmamızı sağlar-sonunda şiddetli davranabiliriz.

Öyleyse savaş sırasında nasıl davranacağınız size bağlıdır; koşullarınıza, varlık durumunuza bağlıdır. Şiddetle koşullu bir adama "Savaşa katılmamalısın," demenin hiçbir yararı yoktur. Böyle birine savaşmamasını söylemek zaman kaybıdır, çünkü bu adam savaşmaya koşullanmıştır, savaşmayı sever. Ama niyeti ciddi olan bizler kendi yaşamlarımızı sorgulayabiliriz; günlük yaşamımızda, konuşmamız sırasında düşüncelerimizde, davranışlarımızda, duygularımızda nasıl şiddet yüklü olduğumuzu görebilir, bu şiddetten, bir ideal uğruna değil, onu karşıtına dönüştürmeye çalışarak değil, ama onunla gerçekten yüzleşerek, yalnızca onun farkına vararak özgürleşebiliriz; o zaman, savaş çıktığında doğru davranabiliriz. Bir ideal peşinden koşan kişi yanlış davranır çünkü tepkisi düş kırıklığına bağlı olacaktır. Buna karşın eğer günlük yaşamımızda kendi duygularımızın, düşüncelerimizin, davranışlarımızın farkında olabilirsek-onları kınamaz ama yalnızca farkında olursak-o zaman kendimizi hepsi de şiddetin birer simgesi olan yurtseverlikten, ulusçuluktan, bayrak sallamaktan, bütün bu kokuşmuş şeylerden özgürleştirebiliriz; özgür olduğumuzda ise, adına savaş denen kriz ortaya çıktığında nasıl doğru davranacağımızı biliriz.

S: Şiddetten nefret eden biri bir ülkenin hükümetinde görev alabilir mi?

K: Hükümet nedir? Hükümet biz neysek odur, bizi temsil eder. Sözde demokrasilerde, bu her ne demekse, bizim gibi olan, hoşumuza giden, en yüksek sesi, en kurnaz zihni olan insanları bizi temsil etmeleri için seçeriz. Öyleyse hükümet biz neysek odur, öyle değil mi? Peki biz neyiz? Biz bir koşullu tepkiler yumağıyız-şiddet, açgözlülük, sahiplenme, kıskançlık, iktidar arzusu gibi. Doğal olarak hükümet de biz neysek odur, yani değişik biçimlerde ortaya çıkan şiddettir. Varlığında gerçekten şiddetin izi olmayan biri, adıyla ya da varlığıyla, şiddet yüklü bir yapıya nasıl katılabilir? Gerçeklik hükümet dediğimiz şiddetle aynı anda birlikte var olabilir mi? Gerçekliği arayan ya da deneyimleyen birinin egemen hükümetlerle, ulusçulukla, ideolojiyle, parti politikalarıyla, iktidar sistemleriyle ilgisi olabilir mi? Barış yanlısı kişi hükümete girerek iyilik yapabileceğini düşünür. Ama hükümete girince ne olur? Yapı öylesine güçlüdür ki onun içine çekilir, elinden çok az şey gelir. Bu bir gerçek; dünyada olan bu. Bir partiye katıldığınızda ya da meclis seçimlerinde aday olduğunuzda, partinin çizgisini kabul etmeniz gerekir. Böylece düşünmeye son verirsiniz. Peki kendisini bir başkasına-bir partiye, hükümete, guruya-kaptıran biri gerçekliği nasıl bulabilir? Hakikatin peşinde olan birinin iktidar politikalarıyla nasıl bir ilişkisi olabilir?

Bizler kendimizi dönüştürmek için dışımızda bir yetkeye, çevreye yaslanmaktan hoşlanıyoruz. Liderlerin, hükümetlerin, partilerin, sistemlerin, eylem biçimlerinin bizi öyle ya da böyle dönüştüreceğini, yaşamımıza düzen ve barış getireceğini umuyoruz. Kuşkusuz sorularımızın temeli bu, değil mi? İster hükümet, ister guru ya da şeytan olsun başkası size barış ve düzen getirebilir mi? Bir başkası mutluluk ve sevgi verebilir mi? Kuşkusuz hayır. Ancak kendi yarattığımız karmaşayı, sözel düzeyde değil içsel olarak anladığımızda barış ortaya çıkabilir; karmaşanın, sürtüşmenin nedenleri ortadan kaldırıldığında elbette barış ve özgürlük olacaktır. Ama nedenleri ortadan kaldırmadan, bize barış getirecek dışımızda bir yetke ararız ve oysa dıştaki her zaman içteki tarafından gizlenir. İktidar, konum arayışıyla psişik çatışma var olduğu sürece, dış yapı ne kadar iyi ve düzenli olursa olsun, içteki karmaşa her zaman dışa baskın gelir. Öyleyse, kuşkusuz, içe önem vermeli, yalnızca dışa bakmakla kalmamalıyız.

J.Krishnamurti
 

J.K.'nın yaşam öyküsüne, fotoğraflarına, günlüğünden alıntılara, kısa video kayıtlarına ulaşabileceğiniz J.K. köşesi...

 

 


Leylek Kitap


Copyright © Ayna Yayınevi 2011


Cağaloğlu Yokuşu Edes Han No:40 K:2 Cağaloğlu - İSTANBUL
Telefon: 0 212 513 80 19 - Faks: 0 212 513 81 09



designed by denizdemirdöven 
Deniz Demirdöven